Malatya Lider Gazetesi
HV
19 NİSAN Pazar 02:52

ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Modern dünya, sesin yüksekliğinin haklılıkla, sertliğin ise dürüstlükle eşdeğer görüldüğü tuhaf bir gürültü çağına hapsolmuş durumda. Sosyal mecralardan iş hayatına, ikili ilişkilerden kalabalık sofralara kadar her yerde karşımıza çıkan bir maske var: “Ben dobrayım.” Ancak bu maskenin ardına gizlenen yıkıcılık ile ruhun asıl aynası olan dürüstlük arasındaki o ince çizgi, egonun gürültüsünde çoğu zaman kaybolup gidiyor.

Bugün dürüstlük, dobralık ve özgüven kavramlarına farklı bir pencereden; zarafetin penceresinden bakmaya ihtiyacımız var.

Özgüven: İçsel Bir Denge mi, Dışsal Bir Gösteri mi?

Günümüzde özgüven denildiğinde akla çoğu zaman baskın bir karakter sergilemek, her konuda fikir beyan etmek ya da bulunduğu ortamda tüm dikkatleri üzerine çekmek geliyor. Oysa gerçek özgüven, dışarıya karşı verilen bir mücadele değil; kişinin kendi iç dünyasında sağladığı dengedir.

Gerçekten özgüvenli bir insan, kendini kanıtlama ihtiyacı duymaz. Kendi yeteneklerinin ve daha da önemlisi sınırlarının farkındadır. Bu farkındalık, “Herkes beni sevecek” yanılgısı yerine, “Sevmeseler de ben tamım” diyebilme olgunluğunu getirir. Sürekli “en iyisi benim” vurgusu yapan ya da başkalarını küçülterek yükselmeye çalışan bir tavır ise özgüvenden çok, derin bir yetersizlik hissinin dışavurumudur.

Dürüstlüğün Erdemi ve “Dobralık” Yanılgısı

Pek çok kişi, dürüst olmak adına sarf ettiği kırıcı sözlerin arkasına “Ben yalan söyleyemem, içim dışım birdir” diyerek sığınır. Oysa dürüstlük ile patavatsızlık arasında belirleyici bir fark vardır: niyet.

Dürüstlük; gerçeği, muhatabına fayda sağlayacak şekilde ve yapıcı bir üslupla sunmaktır. Bir cerrahın neşteri gibi… Acı verebilir, ancak amacı iyileştirmektir.

Sözde dobralık ise gerçeği bir silah gibi kullanarak karşıdakini incitmektir. Burada amaç doğruyu ifade etmekten ziyade, “Ben doğrucuyum” diyerek egoyu tatmin etmek ve bir tür sosyal saldırganlık sergilemektir.

Unutulmamalıdır ki bazen susmak, en büyük dürüstlüktür. Çünkü mesele her doğruyu her an dile getirmek değil; doğru olanı, doğru zamanda ve doğru üslupla ifade edebilmektir.

İnce Çizginin Üç Ölçütü

Dürüstlük ile kırıcılık arasındaki dengeyi koruyabilmek için üç temel ölçüt öne çıkar:

Niyet: Söylediğiniz söz, karşınızdakini geliştirmeyi mi amaçlıyor, yoksa incitmeyi mi? Şefkatten yoksun bir dürüstlük, çoğu zaman yıkıcıdır.

Üslup: Aynı gerçeği farklı biçimlerde ifade etmek mümkündür. Zehirli bir dil kırar; zarif bir dil ise onarır. Sözün etkisi, seçilen kelimelerde saklıdır.

Sınır: Bir kişinin karakterine, fiziksel özelliklerine ya da değiştirilemeyecek geçmişine yönelik ifadeler, dürüstlük değil; açık bir sınır ihlalidir.

Fedakârlık ve İçsel Olgunluk

Değer vermek bir zayıflık değil, bir kültürdür. Sevdiğimiz insanlar için zaman zaman kendi haklılığımızdan vazgeçmek, özgüvensizlik değil; aksine güçlü bir karakterin göstergesidir. Fedakârlık, bir başkasının iyiliğini egonun önüne koyabilme becerisidir.

Sonuç: Köprü mü Kuruyoruz, Kıyı mı Yıkıyoruz?

Özgüven, insanın kendisiyle kurduğu dengedir; dürüstlük ise başkalarıyla kurduğu bağdır. Eğer bu bağı inşa ederken karşı tarafı incitiyor, hatta yıkıyorsak; ortada sağlıklı bir iletişimden söz etmek mümkün değildir.

Gerçek güç; ne söylediğini bilen, ancak her bildiğini her an söylemeyecek kadar ölçülü olabilmektir. Hayat, yalnızca gerçekleri dile getirmek için değil; o gerçekleri zarafet ve empatiyle harmanlayarak daha yaşanabilir bir dünya kurmak içindir.

Özgüveni ego ile, açık sözlülüğü patavatsızlıkla, dobralığı ise saygısızlıkla karıştırmadığımız bir dünya dileğiyle…

 

YORUMLAR