Malatya Lider Gazetesi
HV
08 ARALIK Pazartesi 06:41

ŞEHRİN GÖLGELERİ: İBN HALDUN BUGÜN ARAMIZDA OLSA…

MUAMMER TETİK
MUAMMER TETİK

Bazen bu şehrin kaldırımlarında yürürken, eski çağlardan biri koluma girip “Şu keşmekeşliğin ardında başka bir hikâye var” dese şaşırmam. Bugünlerde o hayalî yol arkadaşım çoğu zaman İbn Haldun oluyor. Şehrimizde olup bitenleri onun gözleriyle görmek, insanı tuhaf bir berraklığa davet ediyor.

Çünkü İbn Haldun’a göre şehir, beton ve camdan ibaret bir mekân değil; toplumsal enerjinin, dayanışmanın, arzuların iç içe geçtiği dev bir laboratuvar. Bizim “gelişmişlik” dediğimiz şey, onun defterinde “hadara”… yani uygarlığın parlak ama çabuk solan yüzü.

Bu şehir büyüdükçe, şehrin insanı küçülüyor gibi geliyor bazen. Lüks artıyor, ama huzur azalıyor. Tam da İbn Haldun’un dediği gibi: Refah yükseldikçe dayanışma zayıflıyor, dayanışma zayıfladıkça toplumun sinir uçları köreliyor.

Ama bütün bunlar şehre karşı bir şikayet değil; tam tersine bir uyarı. İbn Haldun, şehrin çöküşünü kaçınılmaz gördüğü kadar, yükselişinin de insan iradesiyle mümkün olduğunu anlatır.

Belki de mesele, şehrin bize ne yaptığı değil; bizim şehre ne kattığımızdır. Dayanışmayı, adaleti, kamusallığı, ortak hayalleri yeniden inşa edebilirsek, şehir bizim yuvamız olur. Aksi hâlde, şehir büyür biz küçülürüz.

İbn Haldun’a göre şehir, medeniyetin vitrinidir. Refahın, sanatın, ticaretin, düzenin merkezidir. O yüzden şehir parlaktır, göz kamaştırır. Fakat aynı İbn Haldun, bu vitrinin arkasında bir yorgunluk olduğunu da anlatır: Lüksün getirdiği rehavet, gücün gevşemesi, toplumsal dayanışmanın çözülmesi… 

İbn Haldun ayrıca, hiçbir uygarlık, hiçbir devlet, hiçbir şehir sonsuz değildir. Her şey bir ritimle yükselir, sonra ritim bozulur ve düşüş başlar.

Bu döngüyü durduramazsınız ama geciktirebilirsiniz.

Nasıl mı?

  • Adaletle,
  • ortak akılla,
  • kamusal ahlakla,
  • bilim ve üretimin öncelenmesiyle,
  • zenginliğin eşit olmayan ama adaletli dağıtımıyla.

Bugünün şehirlerinde en büyük mesele belki de tam burada:

  • Planlama var, ama vizyon eksik.
  • Binalar var, ama kültür yok.
  • Kurumlar var, ama kurumsallık zayıf.
  • Yollar genişliyor, ama sinirler daralıyor.

Kim bilir… Belki de İbn Haldun bugün bir köşe yazarı olsaydı, şöyle yazardı:

“Şehirleri yıkan deprem değil, toplumsal çözülmedir.” Biz de bu yakınlığı kaybetmeyelim. Çünkü içinde yaşadığımız şehir, yaşayanların kalbi kadar güçlüdür.

YORUMLAR