Allah Resulü'nün âlemi şereflendirdiği dönemler...
Müşriklerin bile bir duruşunun olduğu zamanlar.
Neden "müşriklerin bile bir duruşu vardı" dedim biliyor musunuz?
Allah Resulü'nü öldürmek istiyorlar.
"Her kabileden bir temsilci seçelim, Muhammed'i evinde öldürelim" diyorlar. Gaye kan davasının önüne geçmek. Bir diyet ödeyip işin içinden sıyrılmak. Zira her kabileye ayrı ayrı kan davası gütmenin zorluğu herkesçe malum.
Öneri herkese mantıklı geliyor ama Allah'ın Kur'an'da kendisine "cahillerin babası" diye hitap ettiği Ebu Cehil karara itiraz ediyor.
"Ben, 'Muhammed'i karısının gözleri önünde öldürttü' dedirmem" diyor.
Cahiliye Devri'nin müşriğinde bile bir çizgi, bir duruş varmış.
Ya günümüz müşrikleri?
Hatta günümüz Müslümanlarında (!) bir duruş var mı?
Neyse gelelim o kutlu çağa...
Asr-ı Saadet dönemine.
Asr-ı Çile'yi Asr-ı Saadet yapan yiğitler vardı. Bir duruş, bir tevekkül, bir ahlak, bir toplum vardı.
Peygamberimiz (S.A.V.) devrini "Asr-ı Saadet" kılan şey maddi ve dünyevi imkânlar değildi. O insanlar yeri geldi açlıktan karınlarına taş bağladılar, öldüklerinde kefenlenecek bezleri olmadı, günlerce evlerinde ocak tütmedi, çıplak ayakla çöl sıcağında yürüdüler, kavurucu sıcakta soğuk su içemediler. Ama onlar hayatın anlam ve amacını idrak etmişlerdi. Rablerini tanımışlar, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamışlardı. Rablerinin fermanı olan Kur'an'ı gönülden benimsemişler; Allah'ın elçisini bilmenin, sevmenin ve ona uymanın izzetini ve lezzetini tatmışlardı. Dünyalar onların önüne serilse onlar; oruçlu iken duydukları açlığa, teheccüde kalktıklarında hissettikleri uykusuzluğa, Allah yolunda cihat ederken yaşadıkları yorgunluğa bütün dünya nimetlerini değişmezlerdi.
Şimdi bizler onlarla kıyaslanmayacak imkânlara ve nimetlere sahip olsak da onların zorlukta bulduğu mutluluğu biz kolaylıkta bulamıyoruz. Onların açlıkta hissettiği ruhi tatmini biz toklukta hissedemiyoruz. Onların fakirlikte yaptıkları yardımı biz zengin iken yapamıyoruz.
İslam, onlara bahşettiği saadeti bize de bahşedebilecek kudrettedir. Salat ve selam; Allah'a kulluğu hayatın merkezine koyan, tüm sahte ilahlara "la" diyerek gerçek ilaha kulluğu ilan eden, böylece saadeti bir ütopya olmaktan çıkarıp yaşanan bir hayata dönüştüren Allah Resulü'nün ve onun kerim ashabının üzerine olsun.






















