Malatya Lider Gazetesi
HV
21 NİSAN Salı 06:26

Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Aşk, yalnızca pembe bulutlar ve kalp çarpıntısından ibaret değildir. Çoğu zaman aşk; içimizdeki ehilleşmemiş yanların senfoni yüklü dansı, iki insanın karanlıklarını paylaşma konusundaki o gizli “suç ortaklığı” anlaşmasıdır. Peki neden yüzlerce seçenek arasından gidip en “olmaz” kişiye tutuluruz? Neden mantığımız “kaç” derken ruhumuz o tanıdık cehenneme doğru koşar?

Beyindeki İki Patronun Savaşı

Eş seçerken beynimizde iki farklı sistem devreye girer. İlki; mantıklı, analitik ve liste tutan bölgedir. Müzik zevkinden yaşam tarzına, gelecek planlarından sosyal çevreye kadar “ideal partner” kriterlerini belirler. Bu sistem ölçer, tartar, karşılaştırır.

Ancak çoğu zaman asıl belirleyici olan ikinci sistemdir: ödül ve duygu merkezi. “Kalbinin sesini dinle” dediğimiz o güçlü çağrı buradan yükselir. Size uygun ya da daha doğrusu tanıdık birini gördüğünüzde, tek bir hamleyle mantık mekanizmasını devre dışı bırakabilir. Artık kararlar rasyonel değil, biyolojiktir.

Burnumuzun Ucundaki Kader: Genetik ve Koku

Mantık geri çekildiğinde ilk belirleyici unsurun dış görünüş olduğu sanılır. Oysa asıl değerlendirme çoğu zaman farkında bile olmadığımız bir yerde, kokuda gerçekleşir. Araştırmalar, beynin koku yoluyla genetik uyuma dair kapsamlı bir analiz yaptığını ortaya koyuyor.

İlginç olan şu: Bize birebir benzeyeni değil, genetik olarak bizden farklı olanı çekici bulma eğilimindeyiz. Fotoğrafta beğendiğimiz birine yaklaştığımızda hissettiğimiz o ani “elektrik alamama” hâli, aslında beynimizin yaptığı görünmez bir uyum analizinin sonucudur. Aşk bazen gözle değil, burunla karar verir.

Arka Bahçelerin İttifakı

Asıl çarpıcı soru şudur: Neden ısrarla “zor” olanın peşine düşeriz?

Herkesin topluma göstermediği, bastırılmış bir “arka bahçesi” vardır. Biz çoğu zaman görünen yanımıza değil, gölgelerimize eş ararız. Kalbimiz mantıklı olanı değil, tanıdık olanı seçer.

Arka bahçemizdeki yaralı çocuk, çoğu zaman gidip o yarayı açan ebeveyne benzeyen birini bulur. Bu bir kader mahkûmiyeti değil; ruhun yarım kalan hikâyeyi tamamlama çabasıdır. Örneğin narsistik özellikler taşıyan birine çekiliyorsanız, bu durum bazen kendi öz şefkat ve sınır koyma eksikliğinizle yüzleşme ihtiyacınızı işaret eder. Karşınızdaki kişi adeta şunu fısıldar: “Ben, sana sınır koymayı öğretecek olan deneyimim.”

Tanıdık Cehennemden Huzura Geçiş

Biyoloji ve çocukluk şemaları bizi tanıdık acıya iter. Şema kimyası güçlüdür; ayaklarınızı yerden keser. Fakat bu his her zaman aşk değildir. Bazen travmanın alarm sesidir.

Gerçekten sağlıklı bir ilişki, kaos ve belirsizlik barındırmadığı için başlangıçta “sıkıcı” gelebilir. Çünkü sinir sistemi, huzura değil, dalgalanmaya alışmıştır. Eğer biri size fazla “normal” ve sakin geliyorsa, belki de ilk kez güvenli bir zemindesinizdir. Arka bahçeniz o huzura alışık olmadığı için onu reddediyor olabilir.

Sonuç: Tekerrür mü, Tefekkür mü?

Karanlıkların anlaşması bir son değil, bir başlangıç olabilir. Eğer iki insan birbirinin yarasını tanır ve bunu silah olarak değil, şifa aracı olarak kullanırsa; ilişki bir “yara kaşıma” seansından bir “pansuman” ortaklığına dönüşür. Birbirinin arızalarını bilip imha etmek yerine ihya etmeye yönelmek, aşkın en olgun hâlidir.

Unutmayalım: Aşk sizi olduğunuzdan daha kötü birine dönüştürüyorsa bu bir tekerrürdür; yani aynı döngünün tekrarından ibarettir. Sizi kendinizle yüzleştiriyor, büyütüyor ve olgunlaştırıyorsa bu bir tefekkürdür; yani bilinçli bir dönüşüm süreci.

Kendi gölgesiyle barışmayan insan, başkasının gölgesinde kaybolmaya mahkûmdur. Asıl mesele kime âşık olduğumuz değil; neden ona âşık olduğumuzu anlayabilmektir.

 

YORUMLAR