Malatya Lider Gazetesi
HV
18 ŞUBAT Çarşamba 15:44

Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Aslında tam da şu an, modern dünyanın en büyük trajedilerinden birini yaşıyoruz: bilgi obezitesi ve dikkat ekonomisi.

Eskiden sırlar saklanırdı; bugün ise üzerlerine o kadar çok sahte bilgi, yorum ve sansasyon yığılıyor ki gerçeğe ulaşmak, samanlıkta iğne aramaya benziyor.

Son günlerde telefonlarımızı her açtığımızda karşımıza çıkan devasa isim listeleri, lüks adalar, magazinleştirilmiş vahşet detayları… Size de bir şeylerin eksik olduğu hissini vermiyor mu? Medya önümüze büyük bir “şeffaflık” sofrası kurmuş gibi görünüyor; ama tabağımıza konan şey çoğu zaman sadece “kim yapmış?” merakının zehirli şekeri.

Tıklama Uğruna Feda Edilen Adalet

İnternet haberciliği artık yalnızca bir bilgi aktarım alanı değil; aynı zamanda bir dikkat avcılığı sahası.

“Şu ünlü de oradaymış!” başlığı, bir çocuğun yaşadığı travmadan daha fazla kazandırıyor. Clickbait dediğimiz bu kirli yöntem, sistematik ve derin bir suç ağını; dizi izler gibi tüketilen bir magazin malzemesine dönüştürüyor.

Bizler isim listelerini kaydırırken, olayın özü yani nasıl olup da böylesine büyük bir suçun yıllarca en tepedekilerin gözü önünde işlenebildiği arka planda flulaşıyor.

Gerçek, Kalabalığın İçinde Nasıl Kaybolur?

Eskiden suçlar gizlenirdi. Bugün ise suçlar; komplo teorileri, sahte belgeler, çelişkili ifadeler ve bitmeyen yorumlarla görünmez hâle getiriliyor.

İnsan zihninin bir sınırı var. Toplumu aynı anda binlerce uyaranla bombardımana tutarsanız, bir süre sonra şu savunma mekanizması devreye giriyor:

“Her şey yalan olabilir.”

İşte tehlike tam burada başlıyor.

Gerçek, yalanın içinde değil; kalabalığın içinde kayboluyor.

Merakımız Yanlış Yerde Olabilir mi?

Belki de sormamız gereken soru, “Hangi ünlü oradaydı?” değil.

Asıl soru şu olmalı:

“Bu kadar büyük bir suç ağı, nasıl oldu da bu kadar uzun süre cezasız kaldı?”

Ancak biz, suçlunun alacağı cezayı ya da sistemin nasıl değişeceğini konuşmak yerine; vahşetin ayrıntılarını bir reality show izler gibi tüketiyoruz. Bir suç magazinleştiği anda, farkında olmadan onu normalleştirmeye başlıyoruz.

Çocukların sessiz çığlıkları, “flaş haber” etiketlerinin gürültüsüyle boğuluyor.

Gizli Saklamamak: Yeni Gizleme Biçimi

Bugün her şey göz önünde. Ama bu gerçek bir şeffaflık mı, yoksa ustaca yönetilen bir kaos mu?

Artık bir şeyi saklayamıyorsanız, onu binlerce yalanın arasına atıp tartışmalı hâle getirirsiniz. Komplo teorileriyle gerçek belgeler aynı potada eritildiğinde, mantıklı soru soranlar bile kolayca “abartıyorsun” ya da “komplo teorisyeni” etiketiyle susturulabiliyor.

Bu, iletişim biliminde ve psikolojik harp tekniklerinde karşılığı olan bir yöntem: Enformasyon kirliliğiyle hakikati boğmak.

Sonuç: Tüketici Değil, Şahit Olmak

Medya neyi beslerse, toplumun gerçeği de o olur.

Ama hangi haberi tüketeceğimizi seçen hâlâ biziz.

Eğer magazinel detayların peşinden gitmeyi bırakıp adaletin ve sistemin dönüşümünü talep etmezsek; bugün konuştuğumuz dosyalar, yarın başka bir sansasyonun gölgesinde kaybolacak.

Gerçekleri bilmeye ihtiyacımız var, evet.

Ama vahşetin röntgenini çekmeye değil; suçun cezasız kalmadığı bir dünyada nefes almaya ihtiyacımız var.

Belki de artık soru şu olmalı:

Bu gürültünün içinde kaybolan hakikatin bir parçası mıyız, yoksa onun sessiz tanıkları mı?

 

YORUMLAR