Reis Bey filminden bir mesajdı başlığım.
Bir insan ağlayabiliyorsa anlayabilir!
Kimi ve neyi?
Hz. Muhammed'i (sav)...
Ümmetin yetimliğini...
Gazze'nin kutlu davetini...
Ağlayabilen anlar.
Medine'de son gecem.
Sahuru yaptık.
Namazı kıldık.
Ekibimizden Yüksel, Resulullah (sav) ile vedaya gitti Mescid-i Nebevi'ye.
Abdullah ve Ebubekir hurma almaya çıktı.
Yalnızım odada.
İçerinin karanlığından bakıyorum dışarıdaki aydınlığa.
Resulullah (sav) geliyor aklıma.
Yürüdüğü yollardan yürüdüm günlerce.
Keşke yürüyebilseydim ömrümce.
"Keşke onu görseydim de ne malım ne de evladım olaydı" deyince bir ses, kalbimden damıttığım geldi gözümün önüne.
Bir damla yaş olup süzüldü Nebi...
Bu satırları yazarkenki duygularımı ömrümde az yaşamışımdır.
İçimde çok fırtınalar kopmuştur ama bu kasırga başka.
Bir tufan var yüreğimde.
Uhud'a yaslanıp sabaha kadar ağlayasım geliyor.
Mübarek yüzünü parçalayınca küffarın kılıcı ve miğferi yırtınca yüzünü, o da sığınmıştı Uhud'da Rabbi'ne...
Yazının burasında ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum...
Gözümün önünde tedavisi yapılıyor sanki Nebi'nin.
Sonra içimden anlamsızca "Nihal Abla da okurken ağlar mı?" diyorum.
Tekrar kabuğuma çekiliyor, içimdeki fırtınaya dönüyorum.
Bavulları topladığımız için peçete arayışına girdim biraz.
Yakınımda bir yerlerde Allah Resulü.
Yanında sıddık dostu Ebubekir.
Müminlerin emiri Ömer var.
Üçü yan yana yatıyor.
Gök kubbede hoş bir seda bırakanlar şimdi yeşil kubbenin altındalar.
Selam vermiştim dün onlara.
Muazzam bir kalabalığın arasındayken mahşeri getirmiştim aklıma.
Çaresizlik ve yalnızlığıma bir nebze dost bulduklarım yanımda.
Omuz omuza giriyoruz oraya ama ya mahşer-i vicdanda?
Orada kim olacak yanımda?
O itişmelerde kim verecek omzunu bana?
Yapayalnız öleceğim gerçeğiyle ürpermişti içim.
Zorlu bir yolculuk sonunda gördüm Nebi'yi.
Orada yatıyor olduğunu düşünmek bile yetiyor ağlamaya...
"Kim ve ne olursan ol, toprağın bağrına emanet edileceksin" diyor mesajında.
Her renk, her dil var o mahşer meydanında.
Milyonlar burada.
Öyle bir huzur var ki anlatamam sizlere.
Evet, özlüyoruz orayı da ama bura bir başka.
Keşke diyorum, "keşke"yi sevmeyerek.
Ben de o zamanlar olsaydım yanında...
Sonra ürperiyor içim.
Ya karşısında dursaydım Nebi'nin?
Ya onu taşlatsaydım Taif'te?
Ya Rabbi, Sana sığınırım...
İmanı nasip eden Sana şükürler olsun Allah'ım.
Resulü bağrına basan Medine'deyim.
Ayak izlerini takip ettim bugün.
Mescid-i Kıbleteyn'e gittim.
Resulün (sav) "Cennetten bir dağdır" dediği Uhud Dağı'nı seyrettim.
Yetmiş şehidin olduğu mezarlıkta aklım ve kalbim.
Mus'ab bin Umeyr gibi Medine'yi Medine yapan yiğitler yatıyor şehitlikte.
Resulün peşi sıra en çok üzüldüklerindendi Hz. Hamza.
O da orada...
Yetmiş sahabi aynı toprağın bağrında.
Ve karşıda "Terk etmeyin!" dediği hâlde terk ettikleri Okçular Tepesi!
Terk etmemek için gitmedik oraya...
Keşke seni görseydim de ya Resulullah...
Uhud'da yaslandığın bir taş da ben olsaydım.
Yazıyı birkaç saat uzatabilecek kadar doluyum.
Kalemle değil, gözyaşları ile de döküyorum içimdekileri.
Ve zaman daralıyor burada.
Güvercinler konmuş pencerenin pervazına.
Belki aynı güvercinin ataları da Resulü görmüşlerdi burada.
Güvercini bile kıskanıyorum sonra.
Ve zaman daralıyor.
Bavullarımız hazır.
Kalbimiz hüzün dolu.
Ayrılacağız buradan ama ayrılmayacak kalbimiz asla!
Ağlayın ve anlayın.
Rabbim, Sen bizlere iman ve ihlas nasip eyle.
Bizleri Resule (sav) layık ümmetlerden eyle.
Bizi Sana ve O'na mahcup etme!
Medine'deki son gecemizin şafağından...
Selam ve dua ile...























