Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın UNESCO kriterleri çerçevesinde verdiği “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanına sahip sıcak demir ustası Yusuf Bayyiğit, Malatya Sanat Sokağı’ndaki atölyesinde dört kuşaktır süregelen mesleğini sürdürüyor. Geleneksel yöntemlerle Şam çeliği (Damascus) işleyen Bayyiğit, ürettiği eserleri dünyanın birçok ülkesine ihraç ederek kadim zanaatı geleceğe taşıyor.
Mesleğe başlama hikâyesini anlatan Bayyiğit, henüz çocuk yaşlarda atölye ortamıyla tanıştığını belirterek “O yaşlarda, yani 7 yaşındayken ilkokul 2. sınıftan itibaren o yıllarda biz öğleye kadar okula giderdik. Öğleden sonra koşarak Bakırcı Pazarı’nda babam, amcam, dedemin işlettikleri bir atölye vardı. Demirci atölyesi. Oraya giderdik. Bizim gibi o bakırcı pazarı dediğimiz yerde çocuk olan, yani yaşı 7-8-9-10 olan yüzlerce çocuk vardı. Çünkü herkes okusa bile mutlaka boş zamanlarında sanayi olarak tabir ettiğimiz bölgede üretimlerin yapıldığı, imalatın yapıldığı yerlerde o çocuklar giderdi. Hani bu şeydi, o yılların sıradan bir geleneğiydi bu. Oralarda mutlaka meslek öğrenilirdi yani. Biz de bunu kendi atölyemizde yaptık.” İfadelerini kullandı
“GETİR GÖTÜR GİBİ İŞLERE VERİLİRDİ”
O dönemin çalışma kültürünü anlatan Bayyiğit, meslek öğrenmenin hayatın doğal bir parçası olduğunu ifade ederek, “Kendi atölyeleri, babası, amcası, dedesi meslek sahibi olmayan çocuklar da mutlaka başka birilerinin yanına giderlerdi. Tanıdık vasıtasıyla gider, oralarda mutlaka bu tür meslekleri, farklı alanlardaki meslekleri de öğrenirlerdi. Daha ziyade o yıllarda meslek öğrenmekten ziyade çocuklar diğer ihtiyaçları karşılarlardı; ortalığı süpürmek gibi, bir tas su getirmek gibi. Yani getir-götür işlerine bakılırdı. Şunu kaldır buraya koy, bunu getir bunu götür gibi işlere verilirdi. O yıllarda çocuklara o tür talimatlar verilirdi.” Şeklinde konuştu
“KENDİMİ YAŞITLARIMDAN BİRAZ DAHA ŞANSLI GÖRÜYORDUM”
Kendi şansının ailesinin mesleğin içinde olması olduğunu vurgulayan Bayyiğit, ahilik kültürünün birebir yaşandığı bir ortamda yetiştiğini belirterek, “Şimdi şöyle söyleyeyim, ben aslında kendimi bu konuda biraz daha ayrıcalıklı olarak görüyorum. Çünkü benim gittiğim atölyede benim babam, dedem, amcam, benden çok daha yaşı olan büyük amca oğlum vardı. Bunlar hep biz o atölyenin içindeydik. Bana da böyle bir mesleği öğretirlerdi büyüklerim. Ben dedemi çok iyi hatırlıyorum. Dedem beni dizine oturturdu. Bu, Ahi Evran’ın, ahilik kültürünün temel fotoğrafıdır. Türkiye’nin dört bir tarafında heykelleri vardır. Bir dizinin üzerine çocuğu oturtup mesleki nasihatların verildiği o gelenek… Dedem bana bunu defalarca yaptı. Yaptığım bir yanlışı gördüğünde çağırırdı beni; ‘Bak oğlum, bunu böyle değil şöyle yapacaksın’ derdi. Şu demiri böyle ısıtacaksın, böyle döveceksin derdi. O yıllarda hatırladığım nasihatleri ve pratikleri çok iyi aldığımı biliyorum. Bu konuda kendimi yaşıtlarımdan biraz daha şanslı görüyordum.” İfadelerini kullandı
“MESLEK BİZİM İÇİN HEP ÖN PLANDAYDI”
Çocuk yaşta edindiği deneyimlerin mesleğe olan bağlılığını artırdığını belirten Bayyiğit, “Dolayısıyla benim o yıllardaki hislerim mesleği sevmeme sebep oldu. Yani tamam okula gidiyorduk ama meslek bizim için hep ön plandaydı.” Dedi.
İLK KAZANCINI OKUL SIRALARINDA ELDE ETTİ
Henüz ilkokul yıllarında üretim yapmaya başladığını belirten Bayyiğit, girişimci ruhunun da o yaşlarda geliştiğini ifade ederek, “Ben daha okula gidiyorum, ilkokuldayım. Üçüncü, dördüncü, beşinci sınıflarda sınıf arkadaşlarıma minyatürler yapar götürürdüm. O çocuklara fiyatını söylerdim. Biri benden bir ürün istediğinde fiyatını belirlerdim. Ertesi gün ya da birkaç gün sonra parasını getirirdi. Ben de o demirci dükkânında yaptığım küçük ürünleri teslim ederdim. Bunlar benim o yaşlarda büyük bir keyifle, büyük bir heyecanla yaptığım çalışmalardı.” şeklinde konuştu.
Yarım asırlık meslek yolculuğunu değerlendiren Bayyiğit, geldiği noktayı geçmişte hayal etmenin mümkün olmadığını dile getirdi.
Geçmişteki güven kültürüne dikkat çeken Bayyiğit, usta-çırak ilişkisinin önemine değinerek sözlerini, “Eskiden aileler çocuklarını ‘eti senin kemiği benim’ diyerek ustalara teslim ederdi. O sarsılmaz güven vardı. Bu kültür mesleklerin devamlılığı açısından çok önemliydi.” Diyerek tamamladı >>TUĞÇE ERBAŞ
EDİTÖR


















