Malatya Lider Gazetesi
HV
15 OCAK Perşembe 13:52

Başkan Paşahan,''Önce Ahlak Ve Maneviyat! Genç Nüfus Alarm Veriyor''

Saadet Partisi Malatya İl Başkanı Hamza Paşahan, partisinin Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan demografik analiz raporunu kamuoyuyla paylaşarak, Türkiye'nin kritik bir nüfus eşiğinden geçtiğini ve geleceğe dair ciddi soru işaretleri oluştuğunu ifade etti.

GÜNCEL
Başkan Paşahan,''Önce Ahlak Ve Maneviyat! Genç Nüfus Alarm Veriyor''

Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı'nın analiz raporunu paylaşan Malatya İl Başkanı Hamza Paşahan, Türkiye'nin doğurganlık hızının yenilenme seviyesinin altına düşmesi, genç nüfusun gerilemesi ve aile yapısındaki bozulmanın ciddi tehdit oluşturduğunu vurguladı. Paşahan, çözümün ekonomik tedbirlerin ötesinde ahlaki ve manevi temelli politikalar olduğunu belirterek, "Milli Görüş'ün yarım asırdır vurguladığı gibi, önce ahlak ve maneviyat" dedi.

Paşahan, doğurganlık hızının düşüşü, genç nüfus oranının gerilemesi ve nüfus artış hızının tarihsel dip seviyelere inmesinin yalnızca sayısal bir sorun olmadığını, toplumsal denge ve aile yapısının geleceğini tehdit ettiğini vurguladı.

Paşahan'ın açıklamasında öne çıkan noktalar arasında, aile yapısında küçülme, evlilik yaşının yükselmesi, boşanma oranlarının artması ve ilk çocuk için bekleme süresinin uzaması yer aldı. Gençlerin ekonomik güvensizlik, işsizlik, yüksek kiralar ve gelecek endişesi nedeniyle aile kurmayı ertelediğini belirten Paşahan, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin (NEET) oranının yüksekliği ve genç işsizliğinin tehlikeli boyutlara ulaştığını kaydetti. TÜİK verilerine göre, 2024'te toplam doğurganlık hızı 1,48'e gerileyerek nüfus yenilenme seviyesi olan 2,10'un altında kalmaya devam etti. Canlı doğan bebek sayısı ise 937 bin 559 olarak gerçekleşti. Evlenme sayıları 568 bin 395 olurken, boşanmalar 187 bin 343'e yükseldi; boşanmaların önemli kısmı evliliğin ilk yıllarında yaşanıyor. Genç işsizlik oranı ise Ekim 2025'te yüzde 15,6 seviyesinde seyrediyor.

Paşahan, rapor üzerinden yaptığı değerlendirmede, "Ahlaki çöküş, toplumsal güvensizlik, değer erozyonu ve sosyal çözülme nüfus krizini derinleştiren en önemli unsurlar. Milli Görüş'ün yarım asırdır ısrarla vurguladığı gibi, 'Önce Ahlak ve Maneviyat' olmadan sağlıklı bir toplum, güçlü bir aile yapısı ve güvenli bir gelecek inşa etmek mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

Yaşlanan nüfusun daralan işgücü, artan sosyal güvenlik yükü ve sağlık-bakım sistemine binen ağır yükler yaratacağını belirten Paşahan, nüfus politikalarının "daha çok çocuk" çağrısına indirgenmemesi gerektiğini savundu. Türkiye'nin ihtiyacı olanın; güçlü aile yapısını destekleyen, gençlere umut veren, sosyal adaleti sağlayan ve ahlaki-manevi temelleri güçlendiren kapsayıcı politikalar olduğunu vurguladı. Ekonomik güvence, istihdam olanakları ve barınma desteğinin önemli olduğunu ancak bunların ahlaki ve manevi temelle birleşmedikçe kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirten Paşahan, "Türkiye’nin demografik geleceği; ahlakı, maneviyatı, adaleti ve sosyal refahı birlikte gören bütüncül bir yaklaşımla güvence altına alınabilir" dedi. Son yıllarda hükümet yetkilileri de doğurganlık hızındaki düşüşü "felaket" olarak nitelendirirken, 2025'i "Aile Yılı" ilan etmiş ve demografik dönüşüm için yeni kurullar oluşturulmuştu. Saadet Partisi'nin raporu, bu tartışmalara manevi boyut ekleyerek dikkat çekiyor. Türkiye'nin nüfus projeksiyonlarına göre, doğurganlık eğilimi devam ederse ortanca yaş hızla yükselecek ve yaşlı nüfus oranı artacak.

Raporda şu ifadeler kullanıldı:

“Türkiye uzun yıllar genç nüfus avantajıyla övünen bir ülkeyken bugün hem nicelik hem nitelik açısından önemli bir demografik dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm; doğurganlık hızının hızla düşmesi, nüfus artış hızının tarihsel dip seviyelere gerilemesi, genç nüfus oranının azalması, yaşlı nüfusun hızla artması, aile yapısının küçülmesi ve gençlerde umutsuzluk ile göç eğiliminin yükselmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Aynı zamanda ekonomik güvensizlik ve toplumsal kırılganlıkların derinleşmesi bu tabloyu daha kritik hâle getiriyor. Bu rapor, Türkiye’nin sosyal gündemini bu çok boyutlu değişim çerçevesinde değerlendirmektedir. Doğurganlık hızındaki hızlı düşüş Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2001 yılında 2,38 iken 2014 yılında yenilenme eşiği olan 2,10 seviyesine gerilemiş, 2023’te 1,51’e düşmüş ve düşme eğilimi günümüze kadar devam etmektedir. Bu tablo Türkiye’yi nüfusunu yenileyemeyen ülkeler kategorisine taşımaktadır. Mevcut gidişatın devamı hâlinde 2050’den sonra nüfusun azalmaya başlayacağı ve 2100’de 77 milyonun altına, düşük senaryoda ise 55 milyon civarına inebileceği öngörülmektedir. 2.2. Nüfus artış hızının tarihsel düşüşü Nüfus artış hızının binde 1,1’e gerilemesi, Cumhuriyet tarihinde dahi nadir görülen bir durumdur. Bu gerileme ekonomik kriz, gelecek güvensizliği, yaşam maliyetlerindeki artış ve kent yaşamının oluşturduğu baskılar gibi faktörlerle yakından ilişkilidir.

TÜRKİYE HIZLA YAŞLANAN BİR ÜLKE OLUYOR

Yaşlı nüfus oranı ilk kez yüzde 10’un üzerine çıkmış ve gelecek projeksiyonlarına göre 2075’te her üç kişiden biri yaşlı olacaktır. 2100 yılında yaşlı nüfus oranının yüzde 33,6’ya ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’nin Avrupa ülkelerinin uzun yıllarda yaşadığı yaşlanma sürecine çok daha kısa bir sürede girdiği açıkça görülmektedir. Türkiye’de ortalama hane büyüklüğü 2000 yılında 4,5 kişiyken 2023 yılında 3,14 kişiye düşmüştür. Tek kişilik haneler ve çocuksuz evlilikler belirgin şekilde artmaktadır. Erkeklerde ortalama evlilik yaşı 28,5’e, kadınlarda 25,8’e yükselmiştir. Son 20 yıl içinde evlilik yaşının 3–4 yıl artması, aile kurma kararının giderek ertelendiğini göstermektedir. 2000’lerden itibaren boşanma oranlarında düzenli bir artış gözlenmektedir. Bu durum aile yapısının istikrarını doğrudan etkilemektedir.

İLK ÇOCUK DAHA GEÇ DOĞUYOR

Kariyer baskısı, ekonomik koşullar, konut ve bakım maliyetlerinin artması gibi nedenler çiftlerin çocuk sahibi olma kararını geciktirmektedir. Genç nüfus oranı 2024’te yüzde 14,9 seviyesine gerilemiş, 2100 projeksiyonlarında yüzde 9,6’ya düşmesi beklenmektedir. Türkiye artık genç nüfuslu ülke kategorisinden uzaklaşmaktadır. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 22,9’dur. Genç kadınlarda bu oran yüzde 30,1’e ulaşmakta ve OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Genç işsizliği yüzde 16,3, genç kadın işsizliği ise yüzde 22’nin üzerindedir. Bu durum ekonomik katılım ve gelecek planlamasını ciddi biçimde zorlaştırmaktadır. Ekonomik istikrarsızlık, yükselen kiralar, eğitim sistemine güvensizlik ve gelecek belirsizliği gençlerin aile kurma ve çocuk sahibi olma kararlarını ertelemesine ve göç eğiliminin güçlenmesine yol açmaktadır.

EKONOMİK GÜVENSİZLİK: DOĞURGANLIK DÜŞÜŞÜNÜN ANA FAKTÖRÜ

Türkiye’de yüksek enflasyon, aşırı yükselen konut kiraları, çocuk bakım maliyetlerinin artması, gelir güvencesinin zayıflığı, iş güvencesi eksikliği ve üniversite mezunu işsizliğinin yaygınlığı aile kurma kararlarını doğrudan etkilemektedir. Bu ekonomik baskılar gençlerin bağımsız yaşam kurmasını zorlaştırmakta ve doğurganlık tercihlerinin düşmesine neden olmaktadır.

TÜRKİYE’NİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU DEMOGRAFİK RİSKLER

Çalışma çağındaki nüfusun 2040 sonrasında daralması işgücü arzını azaltacaktır. Emekli–çalışan dengesi bozulmakta ve sosyal güvenlik sistemi baskı altında kalmaktadır. Özellikle 80 yaş üzeri nüfustaki artış sağlık ve bakım hizmetleri açısından ciddi yük oluşturacaktır. Doğu bölgeleri daha genç kalırken batının hızla yaşlanması bölgesel eşitsizlikleri artırmaktadır.>>MEHMET TURAN ÇİĞDEM

EDİTÖREDİTÖR

YORUMLAR